Altın Rehber

August 11, 2019 3 dakika

Bağımlılıklardan nefret ediyorum. Bu nedenle sahip olduğum her eşya için kendime bazı sorular soruyorum. Bu bir araba, bilgisayar veya bir internet hizmeti olabilir:

  • Ne kadar süre kullanmayı düşünüyorum?
  • İşimi gerçekten görüyor mu?
  • Hangi sorunumu çözecek ve daha önce nasıl çözüyordum?
  • Birçok alternatif varken bunu niye tercih ettim?
  • Bozulursa ne yapacağım?

Altın rehber

Bu konuya girmeden önce kendimden bir şey anlatmak istiyorum. Adından olsa gerek, her Kurban bayramı, Kurban grubunu hatırlarım. Bana enstrümanı sevdiren, üniversitemin renkli geçmesine vesile olan, hayatı türlü türlü deneyimlediğim bir grup. Kendime basgitarist olarak bir müzik grubu araştırırken, internette epey araştırma yapardım. O zamanlar MySpace çok popülerdi, müzisyenler için Linkedin gibi düşünün. Grup kimlerden oluşuyor, hangi üyesi ne bölüm okuyor, enstrümanı nedir; stüdyo parası bulabilecek mi, vakti var mı, başka şehirlerde konserimiz olursa gelebilecek mi, daha önce hangi sahnelere çıkmış… Birçok bilgiyi bu sitede bulabiliyorduk.

Onun dışında müzik forumları olurdu. Bazen müzik grupları adına fan kulüpleri, bazen enstrümanlar veya müzik tarzları üzerinden genel forumlar oluşturulurdu ve biz bunları hep Google, Yahoo gibi arama motorları sayesinde, internette araştırarak bulurduk.

İnternet demişken, kaldığım yurtta bırakın internet olmasını, bilgisayar yoktu. Telefonlarımız da akıllı falan değildi. Şimdi düşününce içim kararıyor; ama o zamanlar öyleydi. O zaman endişelenirdim, nasıl kendime grup bulacağım, nasıl yeni insanlarla tanışacağım, yeni grupları nasıl takip edeceğim… Dersten çıkıp yurda dönene kadar bir saatlik bir vaktim olurdu, milletin püfür püfür sigara içip oyun oynadığı vakit ben internette kendime grup araştırırdım.

İşte benim bağımlılıktan kastettiğim bu. Eskiden (daha da eskiden) internet olmadığında bu işler nasıl oluyordu? Herhalde dergiler alınıyordu, televizyon programları izleniyordu, basılı yayın takip ediliyordu, mekanlara gidip veya sokak sokak dolaşıp posterlere bakılıyordu, haftasonu programları not alınıyordu. Üniversitelerin müzik kulüplerine katılınıyordu. Kısacası gerçek anlamda koşturuluyordu.

Artık hayatımızda sosyal medya var. İyi hatırlıyorum, Markafoni’nin reklamını televizyonda görünce şaşırmıştık, sonra yavaş yavaş televizyon spikerleri veya anchorman dediğimiz haber sunucuları, Twitter ve Facebook adreslerini paylaşır oldular. Şimdi geldiği noktaya bakıyorum, artık gazeteciler YouTube’da, müzisyenler Bandcamp’ta, yazılımcılar GitHub’da. Twitter’da da her kafadan insan var.

Eskiden aradığım insana ulaşma çabamla, şimdiki çabam arasında korkunç bir uçurum var. Eskiden o kadar imkansızlığa rağmen müthiş insanlar tanıdım. Bugün her türlü imkana rağmen çok az insan tanıyorum. Çoğulculuk gitti, yerini çoğunlukçuluğa bıraktı. En çok kim tanınıyorsa, herkes onu bilmek istiyor, en çok ne tercih ediliyorsa herkes onu tercih etmek istiyor. En çok neye bağımlılık varsa, herkes ona bağımlı olmak istiyor. Çoğunluk nerede ise, herkes orada olmak istiyor. Sonra bir bakıyoruz, hep aynı insanlar, hep aynı çoğunluk, hep aynı tarz müzik, hep aynı günler, aynı haftasonları.

İnsan dediğimiz sosyal bir varlık; ama sosyal medya bu işlevi yerine getirmekte inanılmaz başarısız. Zarar verici bile olabilir. Bugün Hayko Cepkin’i, Harun Tekin’i Twitter sayesinde tanıyanlar olduğunu biliyorum. Ama bu insanları ben henüz ünlü değilken, araştırarak tanımıştım. Kerem Tüzün’ü, Demirhan Baylan’ı, Tarkan Gözübüyük’ü ben orada burada bir şeyler yazdıkları zaman değil; isim isim, tek tek araştırarak bulmuştum, tanımıştım. Bu insanlar internette yoktular ve hep başkaları onlardan bahsediyordu. Şimdi bugünün tanınmayan, henüz ünlü olmamış ve belki de hiçbir zaman olmayacak ama başarılı, samimi insanlarını keşfedip, onlarla gerçek bir bağ kurma özlemi içindeyim.

Sosyal medya işimi gerçekten görüyor mu, emin değilim. Hangi sorunlarımı çözüyor, gerçekten çözüyor mu, anlamış değilim. Bir sürü güzel alternatif iletişim kanalları varken, her kafadan insanın belli birkaç siteye yığılmış olması tuhaf. Bir gün Facebook, Linkedin, Twitter yok olup gitse, kaybedeceğim bir şey var mı diye düşünüyorum. Hayır, yok. Veya neredeyse yok.

Tek ihtiyacım, yeni bir altın rehber.

comments powered by Disqus