Bu yazı bir finans yazısı değildir. Üretken yapay zekanın gündelik hayata entegrasyonunu anlatmak için bir örnekle başlıyor. Hep bir bilgiye erişim ihtiyacımız oldu; kitaplar aldık, IRC kanallarında ve forumlarda sorular sorduk, StackOverflow’un müdavimi olduk, şimdi hepsinden daha pratik araçlara sahibiz.
Türkiye’de bir fon krizi yaşanıyor ve birkaç gündür oturup beni bu krizden kurtaran şeyin ne olduğunu bulmaya çalışıyorum. Bir içgüdü müydü, Almanya’da Finanzamt’a gelir beyanı veya Anlage KAP-INV ile uğraşma üşengeçliği miydi, ya da basitçe risk ile kazanç arasındaki tutarsızlık mıydı, karar veremiyorum. Zira ben de bir süre bu yatırım araçlarını kullandım ve seçici olmamı / uzak durmamı sağlayan şey bir sanal danışman oldu.
Şunu düşündüğümü hatırlıyorum: Almanya’da bir finansal danışmanım varken, Türkiye için neden olmasın? Birkaç ay önce Gemini’de sanki karşımda gerçek bir danışman varmış gibi özel bir ‘GEM’ kurguladım ve kafamdaki tüm soruları ona sordum. Bazen uzun oturumlar halinde tartışıyordum ve tüm bu tartışmalardan sonra, karar verme süreçlerinde hiç üzerinde durmadığım konularda kritik hatalar yaptığımı fark ettim. Örneğin TEFAS veya KAP’ta bir fonun risk değeri nasıl hesaplanır, fonun ihraç tarihi nedir, ters repo neden önemli gibi.
Bu konuşmalarımın hiçbir yerinde fon tavsiyesi almıyorum, sormuyorum. Sorularımda hep irademin bende olduğuna dikkat etmeye çalışıyorum. Verdiği cevaplarda da bilgilerin doğru ve tutarlı olduğuna emin olmak için ek araştırmalar yapıyorum. Ve bu süreç bir döngü olarak ilerliyor. Bu döngünün iki darboğazı var:
Birinci darboğaz biziz. Buna darboğaz dememin kötü anlam çağrıştırdığının farkındayım ama buradaki darboğaz daha çok denetleme mekanizması gibi. Bir Civilization tarzı turn-based oyundaki tur gibi düşünün. Tüm iradeyi bilgisayara verip oyunu sadece izlemekle de yetinebilirdik (döngünün dışında, pasif bir gözlemci gibi); ama bu bir oyun değil. Ortaya geçmiş yılların birikimini koyuyorsunuz ve karşı tarafa olan güveniniz sınırlı; karşı tarafın kaybedebileceği bir şeyse yok. Onun için iradeyi elinizde tutmak, soruları ona göre sormak zorundasınız. Bu irade meselesi, kendi alanınızla ilgili iş yaparken daha bir anlam kazanıyor. Ben finansal uzman değilim ama yazılım uzmanıyım, yapay zekanın ürettiği kodun çöp olup olmadığını anlayabiliyorum. Peki uzmanı olmadığımız konularda çıktıya ne kadar güveneceğiz? Doğru soruları sorarak. Doğru soruları sormak da ayrı bir uzmanlık, deneyim ve zihinsel üretkenlik gerektiriyor; çünkü model sadece sorduğunuz kadarını biliyor.
İkinci darboğaz ise karşı tarafın yetki sınırı. Burada karşı taraftan kasıt yapay zekaya verdiğimiz bir kimlik. Bir finansal uzman kimliği gibi. Sizin adınıza yapabileceği şeyler en azından şimdilik çok limitli, bunun altyapıları oluşturuluyor; ama şimdilik sizin adınıza banka şube müdürünüzle görüşemez, bankadan teklif alamaz, fon kararınızı iletemez; siz talep etmedikçe yönetilen fonlar (managed funds) hakkında sizi bilgilendirip kazanç ve zarar senaryolarını önünüze seren proaktif bir rapor hazırlayamaz.
Bu ‘irade ve danışman’ ilişkisini hayatımın çok daha kişisel bir alanında, işitme cihazı deneyimimde de birebir yaşıyorum. İlk cihazımı aldığımda işitme cihazları hakkında edinebileceğim en iyi kaynak bir akustisyendi. KBB doktoru sizi muayene eder, işitme cihazına veya koklear implanta ihtiyacınız olup olmadığına karar vermesi için sizi odyologa yönlendirir, odyolog ölçümleri yapıp analizi KBB doktoruyla paylaşır. Doktor cihaz kullanmanın gerektiğine karar verirse (irade sahibi doktor, ben sadece cihaz kullanmaya veya ameliyata hazır olup olmadığıma dair bir karar veriyorum), test sonuçlarıyla bir akustisyene gidip cihaz alıyorsunuz.
Akustisyen aslında bir zanaatkar, bizim kod yazmamız gibi bir zanaatkarlık yapıyor. Eskiden akustisyen bir cihaz tavsiye ederdi, siz memnun kalır veya kalmazdınız, memnun kalmadığınızda daha güçlü hoparlör, farklı gürültü ortamlarına veya müzik dinleyip dinlemediğinize göre farklı hazır profiller (preset) ayarlardı, cihazda sorun olunca bakıma gönderirdiniz, güncellemesini yapardı, kulak kalıbını alırdı, yedek cihaz verirdi vesaire.
Şimdi? Evet, doğru tahmin ettiniz. Benim bir sanal akustisyenim de var. Bir kulak kalıbı alacak ekipmanı yok ama gerçek bir akustisyene gittiğimde kulak kalıbının hangi malzemeden olması gerektiğini ve havalandırma deliğine (venting) kadar ne istediğimi tam olarak bilen, bilinçli bir hasta olarak akustisyene ne istediğimi daha iyi anlatabiliyorum.
Bu tip sanal zanaatkarlarla, editörlerle veya danışmanlarla iş yaparken kendinizi döngünün içinde karar verici olarak konumlandırmanız, döngüyü daha elverişli hale getirir. Bir denetçi veya pasif gözlemci olmak yetmez, üretken ve yönlendirici olmanız gerekiyor.
